|
AKSARAY ADI NEREDEN GELMiŞTiR?
Tarihte kurulan
her köyün, her şehrin adının ister gerçek olsun, ister rivayet,
isterse efsane bir hikayesi vardır. Aksaray'ın da adı hakkında bir
çok rivayet, bir çok efsane anlatılır. Aksaray’ın adının ilk olarak I.
Hattuşili ye ait eski Hitit metinlerinde geçen “Nenessa (Nenossos)
olduğu sanılmaktadır.M.Ö. 718 yılında Yeni Asur kralı II.Sargon vergi
vermeyi durduran ve Muşkili Mita (Frig kralı Midas) ile
Kargamış Kralı Pisiris ile işbirliğine giren Şinukhtulu Kiaki’ye
karşı Tabal seferi başlatmıştır. Aksaray İli yakınlarında olduğu
düşünülen bu kentin adı, eski Asur metinlerinde Şinakhatum olarak
geçmektedir.Sefer sonucunda Kiakki’nin egemenliği sona ermiş. Şinukhtu
kenti Atunalı Kurti’nin yönetimine bırakılmıştır. Aksaray
Merkezinde bulunan Hitit hiyeroğlifli stelde adeta Aksaray’ın
Geç Hitit dönemindeki Şinukhtu kenti olduğuna desteklemektedir
Persler bölgeyi
işgal ettiklerinde “Güzel atlar ülkesi” manasına gelen “CAPPADOCIA”
adını bu bölgeye vermişlerdir. “Garsaura” olarak bilinen
Aksaray’a M.Ö. 42’de son Kapadokya Kralı Archelaos kendi adına atfen
“Kolonea-Archelais” adını vermiştir. Orta Çağlarda, Bizans Döneminde
bu adın “Taxara” şeklinde değiştiği izlenir. En eski Selçuknamelerde
“Aksera, Aksara” sözcükleri kentin adı olarak kullanılmıştır.
Aksaray’da büyük evliyalar yetişmesinden dolayı bir adı da “Dar-i
Süleha” dır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu kenti, “Piga Helena”
olarak nitelemiştir.
“Aksaray” adına
dair rivayetler şöyledir;
Dar-üs-Zafer
Haçlı seferleri
sırasında II. Kılıçarslan başkent Konya dışında askeri bir üs
kurmayı düşünür. Bunun için de günümüzdeki Aksaray'ı seçer. Şehri
sağlam surlarla, medrese, cami, hastane, bedesten vb. kamu yapılarıyla
süsler. Her zafer dönüşünde Aksaray'a uğrar, şenlikleri burada
başlatır. Şehire de”Zafer Yurdu” manasında “DAR - ÜS – ZAFER” adını
verir.
Dar-üs-Süleha
Kılıçarslan
burayı o kadar çok sevmektedir ki, kötü niyetli kişilerin bu kente
giremeyeceğine dair bir ferman Çıkartır. Suç işleyenin hemen başı
vurulacaktır. Evliya Çelebilnin anlattığına göre bu amaçla sarayın
giriş kapısının iki yanına tunçtan iki aslan heykeli yaptırır. Bunlar
şehre gözcülük eder, kötü niyetli kişiler kente girdiklerinde
aslanlar ağızlarından çıkardıkları alevlerle onları yakar, kül
ederler. Bu yüzden iyilerin, doğruların, salihlerin yaşadığı Aksaray'a
"iyilerin yurdu", "Salihlerin yurdu" anlamına gelen "DAR - ÜS -
SÜLEHA" adı verilmiştir.
Ah Saray - Aksaray
Bir zamanlar
Selçuklu sultanlarından birinin çok sevdiği kızı hastaIanır. Ülkenin
tüm hekimleri saraya çağırılır, ama hastalığın sebebi anlaşılamaz.
Kızın “Ah Saray” iniltileri odalarda yankılanmaktadır. o sırada
saraya derviş kılıklı bir adam gelir. Sultan‘dan izin alıp
hastayı görür, konuşturur, nabzını dinler.Sevda kelimeleri geçtikçe
kızın nabzının hızlandığını görür. Kızın kime sevdalı olduğunu,
onun nerede yaşadığını öğrenir.Kız saraydan kurtulup sevdiğine
kavuşamayacağını düşündükçe “Ah Saray” diye inlemektedir. Derviş,
sultanın huzuruna çıkar. Sultana:
- Sultanım
gözdenizin kurtulmasını ister misiniz? diye sorar. Sultan:
- "Evet,
onun yaşaması, benim yaşamamdır," der. Derviş öğrendiklerini Sultana
anlatır, hastalığın dermanının iki sevdalının evlendirilmesi olduğunu
söyler.
Rivayetlere
göre delikanlıyı buldurtur, getirtir. Düğün, dernek
kurulur. Bundan sonra “Ah Saray” iniltileri “AKSARAY"a dönüşür.
VİLAYET OLUŞUNUN TARİHÇESİ
1933 yılında
çıkartılan bir kanunla kaza olarak Niğde’ye bağlanan Aksaray, bunu bir
türlü kabullenememiştir. Çünkü nüfus bakımından, toprak bakımından,
gelişmişlik bakımından bağlandığı Niğde Vilayeti'nden daha ön
sıralardadır. Üstelik coğrafi konumu daha elverişlidir.
Niğde
milletvekili olarak seçilip T.B.M.M'de görevalan her Aksaraylı,
verdikleri kanun teklifleri ile vilayet olma arzularını bütün yurt
sathına duyurmuşlardır. Bu konuda ilk büyük çalışma Niğde Milletvekili
iken Oğuz Demir Tüzün tarafından yapılmıştır. Oğuz Demir Tüzün,
01.04.1964 yılında verdiği bir kanun teklifi ile Aksaray'ın tekrar
vilayet olmasını dile getirmiştir. Meclis içişleri ve Bütçe Plan
Komisyonunda görüşülerek kabul edilmiştir. Ancak, Adana Milletvekili
Kemal Sarıibrahimoğlulnun muhalefet şerhiyle birlikte Millet Meclisine
sunulan teklif, meclis dosyalarında öylece kalırken, 1971 yılında
yapılan ikinci teşebbüs de sonuçsuz kalmıştır.
1987 genel
seçımleri sonunda meclise Niğde Milletvekili olarak giren Aksaray
milletvekilleri Raşit Daldal ve Mahmut Öztürk’de aynı konuda
çalışmalar yapmışlardır. Verdikleri kanun teklifleri ile Aksaray'ın il
yapılmasını istemişlerdir. Millet Meclisinde görüşülen ve kabul edilen
tasarı 15.06.1989 gün ve 3578 sayı ile kanunlaşmış ve Aksaray 56 yıl
sonra tekrar eski günlerine kavuşmuştur.
TARİHÖNCESİ DÖNEMDE
AKSARAY
NEOLİTİK ÇAĞ
İç Anadolu
yaylasında 980m. yükseklikte uzanan verimli Aksaray ovası
Uluırmak/Melendiz(Aksu)nun suladığı volkanik yapılı bir arazide
uzanır. Ova Melendiz, Büyük ve Küçük volkanik Hasandağı dizileri
tarafından çevrilmiştir.
Hasandağı’nın
zaman, zaman püskürtmeleri sonucu bazalt, andezit ve özellikle tüf
gibi kayalar yörenin doğal görünümüne büyüleyici bir nitelik
kazandırdığı gibi, eski kültürlerin yaşamlarında da önemli bir yapı
taşı rolünü oynamışlardır.
Bütün bölgeyi
kaplayan arazide oluşan peri bacaları, kayalar içindeki mağaralar,
iskan kovukları Melendiz’in Kozdağı kanyonlarında kayalara oyulmuş
kiliseler bunun birer kanıtını oluşturmaktadır.
Aksaray yöresinde
büyük olasılıkla insanlar paleolitik Çağdan(Yontmataş/Eski Taş
Çağından) yaklaşık yüzbinyıl öncesinden itibaren yaşamışlardır. Buna
ait bazı belirtileri Güzelyurt çevresinden toplanan “Mousterien”
ve”Aurignacien” karakterde yontma taştan obsidien aletler
oluşturmaktadır.
Buzul çağının
sert iklim koşullarında yaşamak zorunda kalan bu insanlara, bölgenin
doğal kaya kovuklarını elverişli birer barınak teşkil etmiş olmalıdır.
Buzul Çağının sonlarında Aksaray çevresinin önemli bir kısmı büyük bir
pulivial (yağmur) gölle kaplanmış olduğu bilinmektedir. On iki bin yıl
önceleri başlayan iklim değişiklikleri İç Anadolu yağmur göllerinin
kurumasına yol açmıştır. Aksaray ovasının oluşması da bu dönemde
başlamıştır.
Halosen
başlarında, yaklaşık günümüzden önce 10 000 (M.Ö. VIII. Bin)
yıllarında insan topluluklarının ilk kez bir yere sürekli olarak
yerleşip, ilk köyleri kurdukları, ilk kez tarıma başladıkları, ilk
olarak hayvanları evcilleştirmeyi başardıkları, insanlık tarihinde son
derece önemli bir dönemdir. Neolitik Çağ kültürleri başlıca iki ana
evreye ayrılmaktadır. Bunlar “Akeramik Neolitik (Çanak Çömleksiz
Neolitik) ve “Keramikli Neolitik” (Çanak Çömlekli Neolitik) kültürler
biçiminde tanımlanmaktadır. Aksaray İlinde Neolitik Çağ kültürlerine
ait yerleşim yerlerini saptamak için en geniş kapsamlı araştırmalar
1964-65 yıllarında Ian Todd tarafından yapılmıştır. Daha sonra
İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Japonya Orta Doğu Kültür
merkezi ekiplerince bu bölgede arkeolojik yüzey araştırmaları yapılmış
ve gerek Çanak Çömleksiz Neolitik’e, gerekse Çanak Çömlekli Neolitik’e
ait çok sayıda höyük ve düz yerleşme yeri bulunmuştur. MÖ. 7000-6000
yıllarında Neolitik devirde Anadolu medeniyetinin önemli
merkezlerinden birisi olan Konya yakınlarındaki Çatal höyükte yapılan
kazılarda Hasandağı’na dolayısıyla Aksaray’a ait vesikalara
rastlanmaktadır. Burada Hasandağı’nın lav püskürttüğünü tasvir eden
bir duvara boyanmış duvar resmi bulunmuştur.
Aksaray İlinde
Çanak Çömleksiz Neolitik Kültürleri temsil edebilecek yerler; Acıyer,
Aşıklı Höyük, Çakılbaşı, Nenezi Musular, Yellibelen Mevkii, Sırçan
Tepe, İninönü olarak gösterilebilir. Ayrıca aynı evreye ait çok sayıda
obsidyen atölyesi (işliği) bulunmaktadır. Bu atölyelerde alet/silah
yapımında kullanılan obsidyen kaynağından çıkarıldıktan sonra, çoğu
kez yarı işlenmiş ürün haline getirilmiştir. Bu yarı işlenmiş
obsidyenlerin, daha sonra değiş-tokuşa dayalı bir ticaret kapsamında
yalnızca çevredeki yerleşmelere değil, aynı zamanda çok uzak
mesafelere, Ürdün’deki Eriha yerleşmesine kadar gönderilmiş olduğu
bilinmektedir. İlimizde Çanak Çömleksiz Neolitik kültürün temsilcisi
1989 yılından bu yana kazılan Aşıklı Höyük’tür.1996 yılında kazılmaya
başlanan Musular yerleşmesi Aşıklı Çanak Çömleksiz Neolitik Kültürünün
son dönemini yansıtmaktadır. Aksaray da Ihlara Vadi yerleşiminin
bir uzantısı olan Aşıklı Höyükte yapılan arkeolojik çalışmalar
Kapadokya Bölgesinin kerpiçten yapılmış ilk mahallelerini ortaya
çıkarmıştır. Yerleşik yaşamın en güzel ve en karmaşık mimari örnekleri
olan bu evlerin duvar ve tabanlarında sarı, pembe kil duvar sıvaları
kullanılmıştır. Ölülerini evlerinin tabanlarına hocker tarzında, yani
dizleri karınlarına çekik olarak gömmüşlerdir. Aşıklı Höyükte
araştırma yapan Prof. U.Esine göre yerleşim yerindeki mahallelerin
sıklığı, yapıların çokluğu Akeramik Neolitik evre için sanıldığından
daha yoğun bir nüfusun varlığını göstermektedir. Höyükte ele geçen
yüzbine yakın obsidiyenden yapılmış çeşitli aletlerin Anadolu da
benzerleri yoktur. Taştan çok iyi bir şekilde işlenmiş yassı baltalar,
kemikten bızlar, keskiler, bakır, akik ve çeşitli taşlardan yapılmış
süs eşyalarının yanı sıra az pişmiş kilden figürünler de ele
geçmiştir. Aşıklı Höyük araştırmacıları, bu höyükte ele geçen bir
iskelete dayanarak dünyada bilinen en eski beyin ameliyatının
(trepanasyon) 20-25 yaşlarındaki bir kadına uygulandığını
belirtmektedirler.
.
KALKOLİTİK ÇAĞ
Akeramik ve
Neolitik çağı takip eden tarih öncesi kültür dönemlerinden ilki
Kalkolitik Çağdır. Kalkolitik Çağ, özellikle bakır
madeninin,alet,silah,araç gereç yapımında gitgide çoğalan oranda
kullanılması ile tanımlanabilir.yaklaşık 5900-3200 yılları arasına
kapsayan bu dönemde ayrıca sabanın kullanılmasıyla tarımsal ürünlerde
eskiye oranla üretim artmış,evcil hayvan sayısı çoğalmıştır.Artan
nüfusla birlikte yerleşmelerin sayısı da artmıştır.Köyler gitgide
büyüyerek kasabalara dönüşmüş, çanak çömlek yapımı ileri bir safhaya
ulaşmış estetik ve sanatsal yönden oldukça ileri bir düzeye çıkmıştır.
Aksaray da
yapılan kazı ve yüzey araştırmaları ile Kalkolitik çağda yaşamın
kesintisiz olarak devam ettiği saptanmıştır. Apsarı/Çatalsu köyündeki
Güvercin Kayası höyüğünde,(M.Ö 5200-4800) İstanbul Üniversitesi ve
Aksaray Müzesi ile birlikte yapılan kazılarda bu dönem özelliklerini
yansıtan mimari ve küçük buluntular Aksaray da ki Kalkolitik yaşam
hakkında önemli sayılacak bilgilere ulaşmamızı sağlamıştır. Kendine
has çanak çömleği ile Güzelyurt/Gelveri Yüksek Kilise kalkolitik
dönemde bölgemiz ve diğer bölgelere etkisi bakımından çok önemli bir
yerleşme olarak bilim aleminde ki yerini almıştır. Bu iki yerleşme
dışında yörede yapılan yüzey araştırmalarında çok sayıda höyükte
kalkolitik Çağ karakteristiğini yansıtan buluntulara rastlanılmıştır.
ESKİ TUNÇ ÇAĞI (İLK TUNÇ ÇAĞI)
M.Ö.IV. binin
sonu ve III. binin başlarında Anadolu'da bakır ve kalay karıştırılarak
tuncun elde edilmesi, bunun silah yapımında kullanılmasıyla Anadolu
insanı "Tunç Çağı"na girmiştir. İnsanoğlu çok önemli bu alaşımla
silah, kap-kacak ve süs eşyaları üretmeyi başarmış; bakır, altın,
gümüş gibi asıl ve asıl olmayan madenleri de dövme tekniği ile
işleyerek, dinsel amaçlı veya günlük ihtiyaçlarına cevap veren objeler
üretmiştir.
Aksaray İli
Yeşilova Kasabası bulunan ve 1962 yılından bu yana arkeolojik kazıları
yapılan Acemhöyük Ören yerinden çıkarılan Eski Tunç Çağı buluntuları
bu gün Niğde Müzesinde sergilenmektedir. Bugüne kadar yapılan
kazılarda Acemhöyük’ün M.Ö III. bin yani Eski Tunç Çağı
yerleşimlerinde konutların dikdörtgen ya da yamuk planlı kerpiç
yapılardan oluştuğunu göstermiştir. Bu dönemde ölüler bir yandan
yerleşim yeri dışındaki mezarlıklara toprak ve küp mezarlara
gömülmüştür. Ölülerin yanına yüzük, bilezik, küpe, kolye gibi süs
eşyaları ve bazı kaplar hediye olarak bırakılmıştır. Bunların yanında
taş, kemik ve çeşitli metallerden yapılmış takılar, silahlar ve günlük
işlerde kullanılan eşyalar ele geçirilmiştir.
Bilim adamlarınca
yapılan yüzey araştırmalarında İlimizde bulunan höyüklerden toplanan
çok sayıda Eski Tunç Çağı malzemesi ile vatandaşlarca bulunarak
Aksaray Müzesine getirilen Eski Tunç Çağına ait
buluntularda Aksaray da bu dönemin yoğun ve kesintisiz olarak
yaşandığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
SELÇUKLU DÖNEMiNDE AKSARAY
1040 tarihinde Dandanakan savaşında Gaznelilere karşı zafer
kazanılmasıyla kurulan Büyük Selçuklu Devleti, Alparslan tarafından
Malazgirt Zaferi (1071)'nin kazanılmasıyla Anadolu'ya adım atmıştır.
1076 yılında
Süleyman Şah'ın iznik'i fethiyle Büyük Selçuklu Devleti ile bağlantılı
Anadolu Selçuklu Devleti kurulmuştur. Süleyman Şah Antakya' ya
düzenlediği ilk sefer sırasında Ebul Gazi' yi ( Hasan Bey ki Hasandağı
bu zatın ismi ile anılır.) Kapadokya' ya vali tayin eder. Süleyman
Şah'ın Bizans hakimiyetindeki Antakya'yı almak istemesiyle ve bunu
başaramaması sonucu, ölümüyle Anadolu Selçuklu Devleti bir müddet
için bağımsızlığını yitirmişse de daha sonra oğlu I. Kılıçarslan'ın
Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı Berkyaruk ile birlikte hareket
etmesi, Anadolu'ya saldıran Haçlı Ordularını yine birlikte hareket
ettiği Danişmend Beyi Melik Gümüştekin desteğinde bozguna uğratması
sonucu Aksaray (o zamanki adıyla Archalais) Anadolu Selçukluları
egemenliğine girmiştir.
Aksaray bu
dönemde aralıklı olarak Danişmendlilerin ve Anadolu Selçuklularının
hakimiyeti altına girmiştir. Aksaray'ın en önemli eserlerinden biri
olan Ulu Cami işte bu dönemde Kılıçarslan' ın oğlu Rükn-ed-din Mesud
tarafından yaptırıimış olup, aynı sultan zamanında Aksaray imar
yönünden oldukça geliştirilmiştir.
SuItan Mesut, ilk
defa para bastıran Anadolu Selçuklu hükümdarıdır. Sultan Mesud'dan
sonra hükümdar olan oğlu II. KıIıçarslan Aksaray şehrini ikinci bir
payitaht gibi görmüş, büyük bir imar hamlesi başlatmış, babası
tarafından yaptırılan Ulu Cami'yi genişletmiş, Ulucaminin abanoz
ağacından yapılan muhteşem minberine babasının adı yanına kendi adını
da kazdırtmıştır. Bu minberin bir eşi, ancak daha yeni tarihlisi
Konya'da Alaaddin Camisi'ndedir.
II. Kılıçarslan
gönlünü bu topraklara kaptırmıştı. Anadolu Birliği O’nun en büyük
rüyasıydı. Bu amaç doğrultusunda Kayseri ve Sivas'ı zaptetti.
Aksaray'a kale inşa ettirdi. Buraya Azerbaycan'dan alimler,
sanatkarlar, tüccarlar ve mücahitler getirterek yerleştirdi.
Sultanhanı'Kasabasında bulunan ve Selçuklu Han örneklerinin en
nadidesi olan sultanhanı (Kervansaray)'da II. Kılıçarslan
tarafından inşa edilmiş eserlerdendir.Ayrıca Aksarayda adına
yaptırdığı Kılıçarslan Hamamı bu döneme ait günümüze ulaşan en eski
hamam örneğidir.
Aksaray adının da
Kılıçarslan tarafından şehre ak taşlar kullanılarak yaptırılan
saraydan geldiği muhtemeldir. Bu saray tarihin Archalais'ini
Aksaray'a çevirmiştir. Etrafında medrese, kervansaray,hamam,
imarethane, tabhane gibi çok ve çeşitli sosyal yardım ve hayır
müesseseleri ve irfan yuvaları bulunmaktaydı. Bugün bunlardan hiç
biri ayakta değildir.
Eğer Aksaray
olmasaydı Danişmendliler ortadan kalkmaz, Anadolu'da bir Müslüman-Türk
birliği kurulamazdı. Anadolu'da ulusal bir Türk varlığının kuruluşunda
Aksaray'a aslan payı düşüyor.
Aksaray II.
Kılıçarslan'ın ölümünden sonra da Anadolu Selçuklularının önem
verdiği, çoğu zaman askeri bir üs olarak yararlandığı bir şehir
olmaya devam etmiştir.
Selçuklu Sultanlarından Gıyaseddin Keyhüsrevoğlu Alaaddin Keykubat,
Aksaray'da dedesi tarafından inşa ettirilen sarayda oturmuştur. Bu
dönemde Danişmendlilerden Yağıbasanoğlu Muzaffer-üd-din Mahmut,
Keykubat tarafından Aksaray Valisi tayin edilmiştir. Danişmendliler
de bu vesileyle Aksaray'a birkaç eser kazandırmışlardır. Muzafferiye
Medresesi, Muzaffer-üd-din Melik Mahmut Gazi Hangahı (Darphane),
Zahir-üd-din Hangahı, imadiyye Hangahı, Bedriye (bugünkü adıyla
Kadıoğlu) Medresesi ve Melikiyye Medresesi bunlar arasındadır.
Daha sonra tahta
geçen izzeddin Keykavus döneminde islam aleminin büyük alimlerinden
Şeyh-ül Ekber Muhiddin-i Arabi Aksaray'a gelerek medreselerde ders
vermiştir. Bu dönemde Moğol Hükümdarlarından Baycu Noyan Aksaray'a
kadar hakimiyeti altına alarak, etrafı yakıp yıkmış, hatta bir kış
mevsiminide Sultanhanı civarında geçirmiştir.
İzzeddin
Keykavus'un Moğollara vergi vermek istememesi sonucu Moğol Hükümdarı
Hülagü Han, izzeddin Keykavus'un kardeşi Rükneddin Kılıçarslan'ı bir
fermanla Sultan ilan etti. Rükneddin Kılıçarslan döneminde Aksaray,
sultanın oturduğu ve ülkeyi yönettiği bir şehir yani payi taht
konumundadır.
Rükneddin
Kılıçarslan yine Anadolu'dar karışıklıklar döneminde Moğollarca
zehirletilmiş, yerine 6 yaşında olan III. Gıyaseddin Keyhüsrev
sultan olmuştur. Daha sonra Anadolu'daki iç karışıklık Aksaray'ı da
pençesi içerisine almış, Moğol Şehzadelerinden Kongurtay tarafından
şehir bir defa daha yıkılıp yakılmış ve yağmalanmıştır.
İlhanlılar
döneminde Şehzade Keygatu 20.000 kişilik bir ordu ile Aksaray'a
yürümüşse de şehre ve sakinlerine oldukça iyi davranmış ve Aksaray bu
yıllarda yani 1285 tarihinden itibaren yeniden gelişme ve güzelleşme
yoluna girmiştir.
Bu dönemde
Selçuklu hükümdarı Sultan II. Gıyaseddin Mesud'dur. Daha sonra tahta
geçen III. Alaaddin-i Keykubat zamanında Aksaray'a Pervane Müniddin
Muhammed Bey kadı olarak görevlendirilmiştir.
Aksaray bu dönem
içerisinde zaman zaman Moğollar tarafından işgale uğramış, zaman
zaman Selçuklu egemenliğine girmiş ama her hükümdarda da büyük zulüm
yaşamıştır. Ticaret yolu üzerinde olması da yaşadığı bütün eziyetlere
rağmen Aksaray'ın varlığını sürdürmesine vesile olmuş, Anadolu'nun
önemli yerleşim noktalarından biri olarak hayatiyetini sürdürmüştür.
Zaten bu dönem Sultan II. Mesud'un 1308'de ölümü ile Selçuklu Devleti
varlığının da sona erdiği dönem olup Anadolu Beylikleri Dönemi
başlamıştır.
OSMANLI ZAMANINDA AKSARAY
Konyayı kendi Merkezi yapan Karamanoğulları Beyliği, kurulan beylikler
içerisinde en güçlü olanı idi. Aksaray'da o dönemler bu güçlü beyliğin
sınırları içinde bulunuyordu. Anadoluda beylikler devri bir iç
mücadeleye sahne olmuştur. Osmanlı Beyliği kendisini mümkün olduğu
kadar bu mücadelenin dışında tutmuştur. Hedef olarak Bizans ve küffar
illerini kendine mücadele alanı olarak seçmiştir. Bu tutumuyla kısa
zamanda Anadolu halkının sevgi ve saygısını kazanmış, önemli bir güç
olarak kendisini göstermiştir. Karamanoğulları, kendilerine rakip
olacak Osmanlı Beyliğinin güçlenmesini kırmak için Bizansla
işbirliğine girmiştir.
Bu ilişkiyi sezen
Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıd, Anadolu Türk Birliği siyasetine hız
vermiştir. 1390 yılında Germiyan, Aydın, Menteşe ve Saruhan
Beylikleri'nin ilhakı gerçekleşmiştir. Osmanlı Devletinin
Anadolu’daki nüfuzunun güçlendiğini gören Karamanoğlu Alaeddin Ali
Bey, Osmanlı topraklarının bir kısmını ele geçirmiş. Bunun üzerine
Sultan Yıldırım Beyazıd ikinci Anadolu seferine çıkmak zorunda
kalmıştır.
Doğunun cihangiri
olan Timur ile batının cihangiri olan Yıldırım arasında 1402 yılında
yapılan Ankara Savaşı'na kadar, Osmanlı idaresinde kalan Aksaray,
Yıldırım’ın savaşı kaybetmesi sonunda, tekrar bağımsızlıklarına
kavuşan beyliklerden Karamanoğullarının idaresine girmiştir. Bu durum
Fatih zamanına kadar sürmüştür.
1451 yılında
Osmanlı tahtına geçen Fatih ilk seferini Karaman üzerine
yapmıştır. Fatih'e karşı koyamayacağını anlayan Karamanoğlu ibrahim
Bey, Taşeli'ne çekilmiş, Molla Veliyi padişaha göndererek
bağışlanmasını istemiştir. Beyşehir, Akşehir, Seydişehirlin
Osmanlılara geri verilmesi şartıyla sulh yapılmıştır.
Daha sonra Fatih
1461 de Karaman üzerine düzenlediği seferde Konya'ya girerek
Karamanoğulları Beyliğini ortadan kaldırmıştır. Merkezi Konya olmak
üzere bir beylerbeylik (Eyalet) şeklinde Devlet-i Aliye bağladığını
bildirmiştir. Karamanoğlu Pir Mehmet Bey ve kardeşi Kasım Bey güneye
çekilmişler, ellerinde sadece İçel, Taşeli, Niğde ve Silifke
kalmıştır.
Fatih, Konya’da
sikke bastırarak, beylerbeyliğine oğlu şehzade Mustafa’yı tayin etti.
Aksaray henüz Osmanlı idaresine geçmemiştir.
1470 yılında
Aksaray ve çevresi Vezir-i Azam İshak Paşa komutasındaki Osmanlı
ordusu tarafından fethedilmiş ve Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Fatih’in emriyle
İstanbul’un fethinden sonra binlerce Müslüman Türk ailesi
Aksaray'dan ve Ortaköy’den istanbul'a getirilmiş, bugün Aksaray ve
Ortaköy denen semtlere iskan edilmişlerdir. Semtler, bu ismini buraya
yerleştirilen Aksaraylılardan ve Ortaköylülerden almıştır.
Bu dönemde
Aksaray, henüz Anadolu Selçuklu dönemindeki parlaklığını kaybetmemiş,
sancak merkezi olarak mühim bir şehir özelliğini korumuştur.
Aksaray, Osmanlı
döneminde yapılan 1501 tarihli yazıma göre 5.000-5.500 civarında Türk
nüfusa sahiptir. Şehrin nüfusu 1525'de yine 5.000 dolaylarında iken
1584'de 9.500'e çıkmıştır. XVII. ve XVIII. yüzyılda bu durumu koruyan
Aksaray, XIX. yüzyılda önemini büyük ölçüde kaybetmiştir. Nitekim
1867’de nüfusu 3.000-3.500 kadarmış. XIX. yüzyıldan sonra ancak
4.000-5.000'e yükselmiştir.
Aksaray'ın
1501’de otuzaltı, 1525’de otuzyedi, 1584’de kırkbir, XVII. yüzyılda
ise otuziki mahallesi vardı. Evleri kerpiç ve taş yapıdandı.
XVII. y.y’da
Karaman eyaleti içerisindeki Aksaray Sancağı’nda 13 Zeamet (Orta
dereceli Devlet Memuru), 288 tımar vardı. Aksaray Sancak beyinin hası
350.000 akçadır.
1893 yılında
Konya Vilayeti sınırlarında bulunan Aksaray, bir nahiye, yüzaltmış
köyden ibaret olup, Kaymakam olarak Halis Efendi tayin edilmiştir.
Aksaray'daki tarihi eserlerin hemen hemen tamamı Anadolu Selçuklu ve
Beylikler dönemine aittir. Osmanlı dönemine ait çok az sayıda
Camii,hamam ve türbe günümüze ulaşmıştır. Bir kısmın da zamanımıza
kadar gelmemiştir
|