Flash and Image Banner
size="2">

Üreten Türkiye Müreffeh Olacaktır.

  AKSARAY İL GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK MÜDÜRLKÜĞÜ
Anasayfa |Hakkımızda | Yönetim | Şubeler | İlçeler | Personel | İletişim| | Teknik_Bilgiler | İl Müdürlükleri  |Tarımsal Destekler
www.aksaraytarım.gov.tr

MENÜ

TARIMSAL YAPI

 TARIMSAL    MİSYONUMUZ

KURUMUN GÖREVLERİ

 TAR-GEL

MEVZUAT

Bitkisel Üretim

Hayvansal Üretim

Organik Tarım

 Su Ürünleri

İyi Tarım Uygulamaları

Arıcılık

Aksaray Mer'a

Tarım Takvimi

 İL TARIM MÜDÜRLÜĞÜ KAMU HİZMETLERİ STANDARDI

İhbar,şikayet ve bilgi taleplerinizi alo174@tarim.gov.tr  
 e-posta adresi üzerinden bildirebilirsiniz. Aynı zamanda; gıda güvenirliği noktasında yaşanabilecek her türlü sorun ve sıkıntılarda İl/İlçe Tarım müdürlüğümüzle doğrudan iletişime geçebilirsiniz. Tel. 0382 2172208 ulaşabilirsiniz

http://www.tarimtv.gov.tr/

          AKSARAY

Aksaray'ın adı nerden geldi....  Dar-us Zafer Dar-us Süleha Ah-Saray Aksaray ın Vilayet oluşu  devamı

YATIRIMDA AKSARAY'IN AVANTAJLARI

Bedelsiz Arsa Tahsisi Sigorta Primi İşveren Teşviki... Arsa İmkanları....Ulaşım Avantajları .... Gümrük Avantajları... devamı

DÖKÜMANLAR

İl Protokol Listesi

Belediye Başk. Listesi

Köy Muhtarları Listesi

Mahalle Muht. Listesi

Basın Bülteni Formu

Vali Yrd. Görev Dağılımı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aksaray Tarihi

AKSARAY

 

AKSARAY ADI NEREDEN GELMiŞTiR?

 

Tarihte kurulan her köyün, her şehrin adının is­ter gerçek olsun, ister rivayet, isterse efsane bir hi­kayesi vardır. Aksaray'ın da adı hakkında bir çok rivayet, bir çok efsane anlatılır. Aksaray’ın adının ilk olarak I. Hattuşili ye ait eski Hitit metinlerinde geçen “Nenessa (Nenossos) olduğu sanılmaktadır.M.Ö. 718 yılında Yeni Asur kralı II.Sargon vergi vermeyi   durduran ve Muşkili Mita (Frig kralı Midas) ile Kargamış Kralı Pisiris ile işbirliğine giren Şinukhtulu  Kiaki’ye karşı Tabal seferi başlatmıştır. Aksaray İli yakınlarında olduğu düşünülen bu kentin adı, eski Asur metinlerinde Şinakhatum olarak geçmektedir.Sefer sonucunda Kiakki’nin egemenliği sona ermiş. Şinukhtu kenti Atunalı  Kurti’nin yönetimine bırakılmıştır. Aksaray Merkezinde bulunan Hitit hiyeroğlifli stelde  adeta Aksaray’ın Geç Hitit dönemindeki Şinukhtu kenti olduğuna desteklemektedir

Persler bölgeyi iş­gal ettiklerinde “Güzel atlar ülkesi” manasına ge­len “CAPPADOCIA” adını bu bölgeye vermişler­dir.  “Garsaura” olarak bilinen Aksaray’a M.Ö. 42’de son Kapadokya Kralı Archelaos kendi adına atfen “Kolonea-Archelais” adını vermiştir. Orta Çağlarda, Bizans Döneminde bu adın “Taxara” şeklinde değiştiği izlenir. En eski Selçuknamelerde “Aksera, Aksara” sözcükleri kentin adı olarak kullanılmıştır. Aksaray’da büyük evliyalar yetişmesinden dolayı bir adı da “Dar-i Süleha” dır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu kenti, “Piga Helena” olarak nitelemiştir.

“Aksaray” adına dair rivayetler şöyledir;

 

Dar-üs-Zafer

 

Haçlı seferleri sırasında II. Kılıçarslan başkent Konya dışında askeri bir üs kurmayı düşünür. Bu­nun için de günümüzdeki Aksaray'ı seçer. Şehri sağlam surlarla, medrese, cami, hastane, bedesten vb. kamu yapılarıyla süsler. Her zafer dönüşünde Aksaray'a uğrar, şenlikleri burada başlatır. Şehire de”Zafer Yurdu” manasında “DAR - ÜS – ZAFER” adını verir.

 

 

Dar-üs-Süleha

 

Kılıçarslan burayı o kadar çok sevmektedir ki, kötü ni­yetli kişilerin bu kente gireme­yeceğine dair bir ferman Çı­kartır. Suç işleyenin hemen başı vurulacaktır. Evliya Çele­bilnin anlattığına göre bu amaçla sarayın giriş kapısının iki yanına tunçtan iki aslan heykeli yaptırır. Bunlar şehre gözcülük eder, kötü niyetli ki­şiler kente girdiklerinde aslan­lar ağızlarından çıkardıkları alevlerle onları yakar, kül ederler. Bu yüzden iyilerin, doğruların, salihlerin yaşadığı Aksaray'a "iyilerin yurdu", "Salihlerin yurdu" anlamına gelen "DAR - ÜS - SÜLEHA" adı verilmiştir.

 

 

Ah Saray - Aksaray

 

Bir zamanlar Selçuklu sultanlarından birinin çok sevdiği kızı hastaIanır. Ülkenin tüm hekimle­ri saraya çağırılır, ama hastalığın sebebi anlaşıla­maz. Kızın  “Ah Saray” iniltileri odalarda yankı­lanmaktadır. o sırada saraya derviş kılıklı bir adam  gelir. Sultan‘dan izin alıp hastayı görür, konuşturur, nabzını dinler.Sevda kelimeleri geçtikçe kızın nabzının hızlandığını görür. Kızın  kime sevdalı olduğunu, onun nerede yaşadığını öğrenir.Kız saraydan kurtulup sevdiğine kavuşamayacağını düşündükçe “Ah Saray” diye inlemektedir. Derviş,  sultanın huzuruna çıkar. Sultana:

- Sultanım gözdenizin kurtulmasını ister misi­niz? diye sorar. Sultan:

- "Evet,   onun yaşaması, benim yaşamamdır," der. Derviş öğrendiklerini Sultana anlatır, hastalı­ğın dermanının iki sevdalının evlendirilmesi olduğunu söyler.

Rivayetlere   göre delikanlıyı buldurtur, getirtir. Düğün, dernek   kurulur. Bundan  sonra “Ah Saray” iniltileri “AKSARAY"a dönüşür.

VİLAYET OLUŞUNUN TARİHÇESİ

 

1933 yılında çıkartılan bir kanunla kaza olarak Niğde’ye bağlanan Aksaray, bunu bir türlü kabul­lenememiştir. Çünkü nüfus bakımından, toprak bakımından, gelişmişlik bakımından bağlandığı Niğde Vilayeti'nden daha ön sıralardadır. Üstelik coğrafi konumu daha elverişlidir.

Niğde milletvekili olarak seçilip T.B.M.M'de görevalan her Aksaraylı, verdikleri kanun teklifle­ri ile vilayet olma arzularını bütün yurt sathına duyurmuşlardır. Bu konuda ilk büyük çalışma Niğde Milletvekili iken Oğuz Demir Tüzün tara­fından yapılmıştır. Oğuz Demir Tüzün, 01.04.1964 yılında verdiği bir kanun teklifi ile Ak­saray'ın tekrar vilayet olmasını dile getirmiştir. Meclis içişleri ve Bütçe Plan Komisyonunda görü­şülerek kabul edilmiştir. Ancak, Adana Milletveki­li Kemal Sarıibrahimoğlulnun muhalefet şerhiyle birlikte Millet Meclisine sunulan teklif, meclis dosyalarında öylece kalırken, 1971 yılında yapı­lan ikinci teşebbüs de sonuçsuz kalmıştır.

1987 genel seçımleri sonunda meclise Niğde Milletvekili olarak giren Aksaray milletvekilleri Raşit Daldal ve Mahmut Öztürk’de aynı konuda çalışmalar yapmışlardır. Verdikleri kanun teklifleri ile Aksaray'ın il yapılmasını istemişlerdir. Millet Meclisinde görüşülen ve kabul edilen tasarı 15.06.1989 gün ve 3578 sayı ile kanunlaşmış ve Aksaray 56 yıl sonra tekrar eski günlerine kavuş­muştur.

TARİHÖNCESİ DÖNEMDE AKSARAY

 

 

NEOLİTİK ÇAĞ

 

İç Anadolu yaylasında 980m. yükseklikte uzanan verimli Aksaray ovası Uluırmak/Melendiz(Aksu)nun suladığı volkanik yapılı bir arazide uzanır. Ova Melendiz, Büyük ve Küçük volkanik Hasandağı dizileri tarafından çevrilmiştir.

Hasandağı’nın zaman, zaman püskürtmeleri sonucu bazalt, andezit ve özellikle tüf gibi kayalar yörenin doğal görünümüne büyüleyici bir nitelik kazandırdığı gibi, eski kültürlerin yaşamlarında da önemli bir yapı taşı rolünü oynamışlardır.

Bütün bölgeyi kaplayan arazide oluşan peri bacaları, kayalar içindeki mağaralar, iskan kovukları Melendiz’in Kozdağı kanyonlarında kayalara oyulmuş kiliseler bunun birer kanıtını oluşturmaktadır.

Aksaray yöresinde büyük olasılıkla insanlar paleolitik Çağdan(Yontmataş/Eski Taş Çağından) yaklaşık yüzbinyıl öncesinden itibaren yaşamışlardır. Buna ait bazı belirtileri Güzelyurt çevresinden toplanan “Mousterien” ve”Aurignacien” karakterde yontma taştan obsidien aletler oluşturmaktadır.

Buzul çağının sert iklim koşullarında yaşamak zorunda kalan bu insanlara, bölgenin doğal kaya kovuklarını elverişli birer barınak teşkil etmiş olmalıdır. Buzul Çağının sonlarında Aksaray çevresinin önemli bir kısmı büyük bir pulivial (yağmur) gölle kaplanmış olduğu bilinmektedir. On iki bin yıl önceleri başlayan iklim değişiklikleri İç Anadolu yağmur göllerinin kurumasına yol açmıştır. Aksaray ovasının oluşması da bu dönemde başlamıştır.

Halosen başlarında, yaklaşık günümüzden önce 10 000  (M.Ö. VIII. Bin) yıllarında insan topluluklarının ilk kez bir yere sürekli olarak yerleşip, ilk köyleri kurdukları, ilk kez tarıma başladıkları, ilk olarak hayvanları evcilleştirmeyi başardıkları, insanlık tarihinde son derece önemli bir dönemdir. Neolitik Çağ kültürleri başlıca iki ana evreye ayrılmaktadır. Bunlar “Akeramik Neolitik (Çanak Çömleksiz Neolitik) ve “Keramikli Neolitik” (Çanak Çömlekli Neolitik) kültürler biçiminde tanımlanmaktadır. Aksaray İlinde Neolitik Çağ kültürlerine ait yerleşim yerlerini saptamak için en geniş kapsamlı araştırmalar 1964-65 yıllarında Ian Todd tarafından yapılmıştır. Daha sonra İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Japonya Orta Doğu Kültür merkezi ekiplerince bu bölgede arkeolojik yüzey araştırmaları yapılmış ve gerek Çanak Çömleksiz Neolitik’e, gerekse Çanak Çömlekli Neolitik’e ait çok sayıda höyük ve düz yerleşme yeri bulunmuştur. MÖ. 7000-6000 yıllarında Neolitik devirde Anadolu medeniyetinin önemli merkezlerinden birisi olan Konya yakınlarındaki Çatal höyükte yapılan kazılarda Hasandağı’na dolayısıyla Aksaray’a ait vesikalara rastlanmaktadır. Burada Hasandağı’nın lav püskürttüğünü tasvir eden bir duvara boyanmış duvar resmi bulunmuştur.

Aksaray İlinde Çanak Çömleksiz Neolitik Kültürleri temsil edebilecek yerler; Acıyer, Aşıklı Höyük, Çakılbaşı, Nenezi Musular, Yellibelen Mevkii, Sırçan Tepe, İninönü olarak gösterilebilir. Ayrıca aynı evreye ait çok sayıda obsidyen atölyesi (işliği) bulunmaktadır. Bu atölyelerde alet/silah yapımında kullanılan obsidyen kaynağından çıkarıldıktan sonra, çoğu kez yarı işlenmiş ürün haline getirilmiştir. Bu yarı işlenmiş obsidyenlerin, daha sonra değiş-tokuşa dayalı bir ticaret kapsamında yalnızca çevredeki yerleşmelere değil, aynı zamanda çok uzak mesafelere, Ürdün’deki Eriha yerleşmesine kadar gönderilmiş olduğu bilinmektedir. İlimizde Çanak Çömleksiz Neolitik kültürün temsilcisi 1989 yılından bu yana kazılan Aşıklı Höyük’tür.1996 yılında kazılmaya başlanan Musular yerleşmesi Aşıklı Çanak Çömleksiz Neolitik Kültürünün son dönemini yansıtmaktadır.  Aksaray da Ihlara Vadi yerleşiminin bir uzantısı olan Aşıklı Höyükte yapılan arkeolojik çalışmalar Kapadokya Bölgesinin kerpiçten yapılmış ilk mahallelerini ortaya çıkarmıştır. Yerleşik yaşamın en güzel ve en karmaşık mimari örnekleri olan bu evlerin duvar ve tabanlarında sarı, pembe kil duvar sıvaları kullanılmıştır. Ölülerini evlerinin tabanlarına hocker tarzında, yani dizleri karınlarına çekik olarak gömmüşlerdir. Aşıklı Höyükte araştırma yapan Prof. U.Esine göre yerleşim yerindeki mahallelerin sıklığı, yapıların çokluğu Akeramik Neolitik evre için sanıldığından daha yoğun bir nüfusun varlığını göstermektedir. Höyükte ele geçen yüzbine yakın obsidiyenden yapılmış çeşitli aletlerin Anadolu da benzerleri yoktur. Taştan çok iyi bir şekilde işlenmiş yassı baltalar, kemikten bızlar, keskiler, bakır, akik ve çeşitli taşlardan yapılmış süs eşyalarının yanı sıra az pişmiş kilden figürünler de ele geçmiştir. Aşıklı Höyük araştırmacıları, bu höyükte ele geçen bir iskelete dayanarak dünyada bilinen en eski beyin ameliyatının (trepanasyon) 20-25 yaşlarındaki bir kadına uygulandığını belirtmektedirler.

.

            KALKOLİTİK ÇAĞ

Akeramik ve Neolitik çağı takip eden tarih öncesi kültür dönemlerinden ilki Kalkolitik Çağdır. Kalkolitik Çağ, özellikle bakır madeninin,alet,silah,araç gereç yapımında gitgide çoğalan oranda kullanılması ile tanımlanabilir.yaklaşık 5900-3200 yılları arasına kapsayan bu dönemde ayrıca sabanın kullanılmasıyla tarımsal ürünlerde eskiye oranla üretim artmış,evcil hayvan sayısı çoğalmıştır.Artan nüfusla birlikte yerleşmelerin sayısı da artmıştır.Köyler gitgide büyüyerek kasabalara dönüşmüş, çanak çömlek yapımı ileri bir safhaya ulaşmış estetik ve sanatsal yönden oldukça ileri bir düzeye çıkmıştır.

Aksaray da yapılan kazı ve yüzey araştırmaları ile Kalkolitik çağda yaşamın kesintisiz olarak devam ettiği saptanmıştır. Apsarı/Çatalsu köyündeki Güvercin Kayası höyüğünde,(M.Ö 5200-4800) İstanbul Üniversitesi ve Aksaray Müzesi ile birlikte yapılan kazılarda bu dönem özelliklerini yansıtan mimari ve küçük buluntular Aksaray da ki Kalkolitik yaşam hakkında önemli sayılacak bilgilere ulaşmamızı sağlamıştır. Kendine has çanak çömleği ile Güzelyurt/Gelveri Yüksek Kilise kalkolitik dönemde bölgemiz ve diğer bölgelere etkisi bakımından çok önemli bir yerleşme olarak bilim aleminde ki yerini almıştır. Bu iki yerleşme dışında yörede yapılan yüzey araştırmalarında çok sayıda höyükte kalkolitik Çağ karakteristiğini yansıtan buluntulara rastlanılmıştır.

 

            ESKİ TUNÇ ÇAĞI (İLK TUNÇ ÇAĞI)

M.Ö.IV. binin sonu ve III. binin başlarında Anadolu'da bakır ve kalay karıştırılarak tuncun elde edilmesi, bunun silah yapımında kullanılmasıyla Anadolu insanı "Tunç Çağı"na girmiştir. İnsanoğlu çok önemli bu alaşımla silah, kap-kacak ve süs eşyaları üretmeyi başarmış; bakır, altın, gümüş gibi asıl ve asıl olmayan madenleri de dövme tekniği ile işleyerek, dinsel amaçlı veya günlük ihtiyaçlarına cevap veren objeler üretmiştir.

Aksaray İli Yeşilova Kasabası bulunan ve 1962 yılından bu yana arkeolojik kazıları yapılan Acemhöyük Ören yerinden çıkarılan Eski Tunç Çağı buluntuları bu gün Niğde Müzesinde sergilenmektedir. Bugüne kadar yapılan kazılarda Acemhöyük’ün M.Ö III.  bin yani Eski Tunç Çağı yerleşimlerinde konutların dikdörtgen ya da yamuk planlı kerpiç yapılardan oluştuğunu göstermiştir. Bu dönemde ölüler bir yandan yerleşim yeri dışındaki mezarlıklara toprak ve küp mezarlara gömülmüştür. Ölülerin yanına yüzük, bilezik, küpe, kolye gibi süs eşyaları ve bazı kaplar hediye olarak bırakılmıştır. Bunların yanında taş, kemik ve çeşitli metallerden yapılmış takılar, silahlar ve günlük işlerde kullanılan eşyalar ele geçirilmiştir.

Bilim adamlarınca yapılan yüzey araştırmalarında İlimizde bulunan höyüklerden toplanan çok sayıda Eski Tunç Çağı malzemesi ile vatandaşlarca bulunarak Aksaray Müzesine getirilen    Eski Tunç Çağına ait buluntularda Aksaray da bu dönemin yoğun  ve kesintisiz olarak yaşandığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.

SELÇUKLU DÖNEMiNDE AKSARAY

     1040 tarihinde Dandanakan savaşında Gazneli­lere karşı zafer kazanılmasıyla kurulan Büyük Sel­çuklu Devleti, Alparslan tarafından Malazgirt Zafe­ri (1071)'nin kazanılmasıyla Anadolu'ya adım at­mıştır.

1076 yılında Süleyman Şah'ın iznik'i fethiyle Büyük Selçuklu Devleti ile bağlantılı Anadolu Sel­çuklu Devleti kurulmuştur.  Süleyman Şah Antakya' ya düzenlediği ilk sefer sırasında Ebul Gazi' yi ( Hasan Bey ki Hasandağı bu zatın ismi ile anılır.) Kapadokya' ya vali tayin eder. Süleyman Şah'ın Bizans hakimiyetindeki Antak­ya'yı almak istemesiyle ve bunu başaramaması so­nucu, ölümüyle Anadolu Selçuklu Devleti bir müd­det için bağımsızlığını yitirmişse de daha sonra oğ­lu I. Kılıçarslan'ın Büyük Selçuklu Devleti Hüküm­darı Berkyaruk ile birlikte hareket etmesi, Anado­lu'ya saldıran Haçlı Ordularını yine birlikte hareket ettiği Danişmend Beyi Melik Gümüştekin desteğin­de bozguna uğratması sonucu Aksaray (o zamanki adıyla Arc­halais) Anadolu Selçukluları ege­menliğine girmiştir.

Aksaray bu dönemde aralıklı olarak Da­nişmendlilerin ve Anadolu Sel­çuklularının hakimiyeti altına girmiştir. Aksaray'ın en önemli eserlerinden biri olan Ulu Cami işte bu dönemde Kılıçarslan' ın oğlu Rükn-ed-din Mesud tarafın­dan yaptırıimış olup, aynı sultan zamanında Aksaray imar yönün­den oldukça geliştirilmiştir.

SuItan Mesut, ilk defa para bastıran Anadolu Selçuklu hü­kümdarıdır. Sultan Mesud'dan sonra hükümdar olan oğlu II. Kı­Iıçarslan Aksaray şehrini ikinci bir payitaht gibi görmüş, büyük bir imar hamlesi başlatmış, baba­sı tarafından yaptırılan Ulu Ca­mi'yi genişletmiş, Ulucaminin abanoz ağacından yapılan muhteşem minberine baba­sının adı yanına kendi adını da kazdırtmıştır. Bu minberin bir eşi, ancak daha yeni tarihlisi Kon­ya'da Alaaddin Camisi'ndedir.

II. Kılıçarslan gönlünü bu top­raklara kaptırmıştı. Anadolu Bir­liği O’nun en büyük rüyasıydı. Bu amaç doğrultu­sunda Kayseri ve Sivas'ı zaptetti. Aksaray'a kale in­şa ettirdi. Buraya Azerbaycan'dan alimler, sanat­karlar, tüccarlar ve mücahitler getirterek yerleştirdi. Sultanhanı'Kasabasında bulunan ve Selçuklu Han örneklerinin en nadidesi olan  sultanhanı (Kervansaray)'da II. Kılıçarslan tara­fından inşa edilmiş eserlerdendir.Ayrıca Aksarayda adına yaptırdığı Kılıçarslan Hamamı bu döneme ait günümüze ulaşan en eski hamam örneğidir.

Aksaray adının da Kılıçarslan tarafından şehre ak taşlar kullanılarak yaptırılan saraydan geldiği muhtemeldir. Bu saray tarihin Archalais'ini Aksa­ray'a çevirmiştir. Etrafında medrese, kervansaray,hamam, imarethane, tabhane gibi çok ve çeşitli sosyal yar­dım ve hayır müesseseleri ve irfan yuvaları bulun­maktaydı. Bugün bunlardan hiç biri ayakta değildir.

 

Eğer Aksaray olmasaydı Danişmendliler ortadan kalkmaz, Anadolu'da bir Müslüman-Türk birliği kurulamazdı. Anadolu'da ulusal bir Türk varlığının kuruluşunda Aksaray'a aslan payı düşüyor.

Aksaray II. Kılıçarslan'ın ölümünden sonra da Anadolu Selçuklularının önem verdiği, çoğu za­man askeri bir üs olarak yararlandığı bir şehir ol­maya devam etmiştir.

      Selçuklu Sultanlarından Gıyaseddin Keyhüs­revoğlu Alaaddin Keykubat, Aksaray'da dedesi tarafından inşa ettirilen sarayda oturmuştur. Bu dönemde Danişmendlilerden Yağıbasanoğlu Mu­zaffer-üd-din Mahmut, Keykubat tarafından Aksa­ray Valisi tayin edilmiştir. Danişmendliler de bu vesileyle Aksaray'a birkaç eser kazandırmışlardır. Muzafferiye Medresesi, Muzaffer-üd-din Melik Mahmut Gazi Hangahı (Darphane), Zahir-üd-din Hangahı, imadiyye Hangahı, Bedriye (bugünkü adıyla Ka­dıoğlu) Medresesi ve Melikiyye Medresesi bunlar arasındadır.

Daha sonra tahta geçen izzeddin Keykavus döneminde islam aleminin büyük alimlerinden Şeyh-ül Ekber Muhiddin-i Arabi Aksaray'a gel­erek medreselerde ders vermiştir. Bu dönemde Moğol Hükümdarlarından Baycu Noyan Aksa­ray'a kadar hakimiyeti altına alarak, etrafı yakıp yıkmış, hatta bir kış mevsiminide Sultanhanı civarında geçirmiştir.

İzzeddin Keykavus'un Moğollara vergi vermek istememesi sonucu Moğol Hükümdarı Hülagü Han, izzeddin Keykavus'un kardeşi Rükneddin Kılıçarslan'ı bir fermanla Sultan ilan etti. Rükned­din Kılıçarslan döneminde Aksaray, sultanın otur­duğu ve ülkeyi yönettiği bir şehir yani payi taht konumundadır.

Rükneddin Kılıçarslan yine Anadolu'dar karı­şıklıklar döneminde Moğollarca zehirletilmiş, ye­rine 6 yaşında olan III. Gıyaseddin Keyhüsrev sul­tan olmuştur. Daha sonra Anadolu'daki iç karışık­lık Aksaray'ı da pençesi içerisine almış, Moğol Şehzadelerinden Kongurtay tarafından şehir bir defa daha yıkılıp yakılmış ve yağmalanmıştır.

İlhanlılar döneminde Şehzade Keygatu 20.000 kişilik bir ordu ile Aksaray'a yürümüşse de şehre ve sa­kinlerine oldukça iyi davranmış ve Aksaray bu yıllarda yani 1285 tari­hinden itibaren yeniden gelişme ve güzelleşme yoluna girmiştir.

Bu dönemde Selçuklu hükümdarı Sultan II. Gıyaseddin Mesud'dur. Daha sonra tahta geçen III. Alaad­din-i Keykubat zamanında Aksaray'a Pervane Müniddin Muhammed Bey kadı olarak görevlendirilmiştir.

Aksaray bu dönem içerisinde za­man zaman Moğollar tarafından iş­gale uğramış, zaman zaman Selçuk­lu egemenliğine girmiş ama her hü­kümdarda da büyük zulüm yaşamış­tır. Ticaret yolu üzerinde olması da yaşadığı bütün eziyetlere rağmen Aksaray'ın varlığını sürdürmesine vesile olmuş, Anadolu'nun önemli yerleşim noktalarından biri olarak hayatiyetini sürdürmüştür. Zaten bu dönem Sultan II. Mesud'un 1308'de ölümü ile Selçuklu Devleti varlığının da sona erdiği dönem olup Anadolu Beylikleri Dönemi başlamıştır.

 

 

     OSMANLI ZAMANINDA AKSARAY

 

   Konyayı kendi Merkezi yapan Karamanoğulları Beyliği, kurulan beylikler içerisinde en güçlü olanı idi. Aksaray'da o dönemler bu güçlü beyliğin sınırla­rı içinde bulunuyordu. Anadoluda beylikler devri bir iç mücadeleye sahne olmuştur. Osmanlı Beyliği ken­disini mümkün olduğu kadar bu mücadelenin dışın­da tutmuştur. Hedef olarak Bizans ve küffar illerini kendine mücadele alanı olarak seçmiştir. Bu tutu­muyla kısa zamanda Anadolu halkının sevgi ve say­gısını kazanmış, önemli bir güç olarak kendisini gös­termiştir. Karamanoğulları, kendilerine rakip olacak Osmanlı Beyliğinin güçlenmesini kırmak için Bi­zansla işbirliğine girmiştir.

Bu ilişkiyi sezen Osmanlı Sultanı Yıldırım Beya­zıd, Anadolu Türk Birliği siyasetine hız vermiştir. 1390 yılında Germiyan, Aydın, Menteşe ve Saruhan Beylikleri'nin ilhakı gerçekleşmiştir. Osmanlı Devle­tinin Anadolu’daki nüfuzunun güçlendiğini gören Karamanoğlu Alaeddin Ali Bey, Osmanlı toprakları­nın bir kısmını ele geçirmiş. Bunun üzerine Sultan Yıldırım Beyazıd ikinci Anadolu seferine çıkmak zo­runda kalmıştır.

Doğunun cihangiri olan Timur ile batının cihangi­ri olan Yıldırım arasında 1402 yılında yapılan Ankara Sa­vaşı'na kadar, Osmanlı idaresinde kalan Aksaray, Yıldırım’ın savaşı kaybetmesi sonunda, tekrar ba­ğımsızlıklarına kavuşan beyliklerden Karamanoğul­larının idaresine girmiştir. Bu durum Fatih zamanına kadar sürmüştür.

1451 yılında Osmanlı tahtına geçen Fatih ilk se­ferini Karaman üzerine yapmıştır. Fatih'e karşı koya­mayacağını anlayan Karamanoğlu ibrahim Bey, Ta­şeli'ne çekilmiş, Molla Veliyi padişaha göndererek bağışlanmasını istemiştir. Beyşehir, Akşehir, Seydişe­hirlin Osmanlılara geri verilmesi şartıyla sulh yapıl­mıştır.

Daha sonra Fatih 1461 de Karaman üzerine dü­zenlediği seferde Konya'ya girerek Karamanoğulları Beyliğini ortadan kaldırmıştır. Merkezi Konya olmak üzere bir beylerbeylik (Eyalet) şeklinde Devlet-i Aliye bağladığını bildirmiştir. Karamanoğlu Pir Mehmet Bey ve kardeşi Kasım Bey güneye çekilmiş­ler, ellerinde sadece İçel, Taşeli, Niğde ve Silifke kal­mıştır.

Fatih, Konya’da sikke bastırarak, beylerbeyliğine oğlu şehzade Mustafa’yı tayin etti. Aksaray henüz Osmanlı idaresine geçmemiştir.

1470 yılında Aksaray ve çevresi Vezir-i Azam İs­hak Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından fethedilmiş ve Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Fatih’in emriyle İstanbul’un fethinden sonra  binlerce Müslüman Türk ailesi Aksaray'dan ve Ortaköy’den istanbul'a getirilmiş, bugün Aksaray ve Ortaköy denen semtlere iskan edilmişlerdir. Semtler, bu ismini bura­ya yerleştirilen Aksaraylılardan ve Ortaköylülerden almıştır.

Bu dönemde Aksaray, henüz Anadolu Selçuklu dönemindeki parlaklığını kaybetmemiş, sancak mer­kezi olarak mühim bir şehir özelliğini korumuştur.

Aksaray, Osmanlı döneminde yapılan 1501 tarih­li yazıma göre 5.000-5.500 civarında Türk nüfusa sahiptir. Şehrin nüfusu 1525'de yine 5.000 dolayla­rında iken 1584'de 9.500'e çıkmıştır. XVII. ve XVIII. yüzyılda bu durumu koruyan Aksaray, XIX. yüzyılda önemini büyük ölçüde kaybetmiştir. Nitekim 1867’de nüfusu 3.000-3.500 kadarmış. XIX. yüzyıl­dan sonra ancak 4.000-5.000'e yükselmiştir.

Aksaray'ın 1501’de otuzaltı, 1525’de otuzyedi, 1584’de kırkbir, XVII. yüzyılda ise otuziki mahal­lesi vardı. Evleri kerpiç ve taş yapıdandı.

XVII. y.y’da Karaman eyaleti içerisindeki Aksa­ray Sancağı’nda 13 Zeamet (Orta dereceli Devlet Memuru), 288 tımar vardı. Aksaray Sancak beyi­nin hası 350.000 akçadır.

1893 yılında Konya Vilayeti sınırlarında bulu­nan Aksaray, bir nahiye, yüzaltmış köyden ibaret olup, Kaymakam olarak Halis Efendi tayin edilmiş­tir. Aksaray'daki tarihi eserlerin hemen hemen ta­mamı Anadolu Selçuklu ve Beylikler dönemine aittir. Osmanlı dönemine ait çok az sayıda Camii,hamam ve türbe günümüze ulaşmıştır. Bir kısmın da zamanımıza kadar gelmemiştir

 

 

 

 

 

Bu site içerisinde yer alan metin ve görseller Aksarat Tarım İl Müdürlüğü  tarafından sağlanmaktadır. Sitede yer alan veriler bilgi amaçlı olup resmi nitelik taşımamaktadır. Her hakkı saklıdır. 2007 ©

Copyright wwww.aksaraytarım.gov.tr 2009 |   Aksaray Tarım İl müdürlüğü My desing Adem GÜMÜŞSOY